20 Mart 2015

Sherlock Holmes'u (klasik halini yani) normalde hiç sevmem. Karakteri neyse de, adam olay yerine girer girmez olayı çözmüştür ama hikayenin sonuna kadar söylemez. Kardeşim çözdün hemen polise haber ver, katil yakalansın, olay uzamasın. Yok illa artistik yapacak. Ne diyodum hah, Sherlock Holmes'u sevmem. Ama bu dizinin Sherlock'u ele alışı (Bi nevi Dedektif Sheldon hesabı), modern dünyaya adaptasyonu, olay çözerken geçirdiği evreler ve tabii ki Watson'la ilişkisi inanılmaz olmuş. Her bölüm bi buçuk saat sürdüğü için aceleye getirilmiş ya da özenilmemiş hiç bir yer de kalmıyor. Çok başarılı bir dizi. Bir de bu kadar süre bekletmeseler keşke..
--
Tutku Tuzlu
Tt "I'm not a psychopath, I'm a highly functioning sociopath."
--
PS: Bir de klasik hikayelerdeki Watson garibim, adam kaç yıl okumuş doktor olmuş ama Sherlock'un yanında hep bi eziklik, hep bi aşağılanma. Çok üzülüyorum kendisine. Bu arada Robert Downey JR'ın Sherlock'unu da çok sevmem. Bi yapmacık gelir hep.

Terry Pratchett'ın anısına - Diskdünya üzerine kısaca...

Hiç duymayanlar için Discworld Terry Pratchett'ın fantastik kurgu kitaplarına esprili ve eleştirel bir bakış açısı sunduğu, bunu yaparken de modern dünyanın klişelerini referans olarak kullanarak da kendine has bir tarz yakaladığı efsane kitaplar serisidir. Uzaktan bakıldığında bütün fantastik kurgu öğelerini görebilirsiniz ama yaklaşıp içine girince bambaşka bir kafa yapısıyla yaratılmış olduğunu anında göreceksiniz. Bir kaplumbağanın sırtındaki dört filin üzerinde duran disk şeklinde bir dünyadan bahsediyoruz. Bu fantastik dünyadaki ilk turistin maceraların, bir karakter olan "Ölüm"ü ya da böyle bir dünyadaki film endüstrisini şaşırarak okuyacaksınız.

Ben her zaman ilk kitapla başlamanın (ve kronolojik olarak devam etmenin) en doğrusu olduğunu düşünüyorum. "the Colour of Magic" ve devamı "the Light Fantastic" diğer kitapların gerisinde kalıyor gibi görünse de sonraki kitapların konseptini anlamak ve sizi nasıl bir ruh hali bekliyor anlamak için kritik bence. Şunu unutmayın okuması kolay kitaplar değildir (özellikle Türkçe çevirileri daha zorlu ama çevirmenlere suç bulamazsınız çünkü çevirmesi de çok zor kitaplardır.), uzun cümleler, ilginç referanslar, alışılmadık olay örgüleri olmasından dolayı aynı kitabı bir kaç kere okumadan tam anlamıyla tatmin olmayabilirsiniz.

Kitapların bir kısmı İthaki Yayınları tarafından, bir kısmı (genelde Young Adult olanlar) Tudem yayınları tarafından çevirildi (Toplam 13 İthaki + 5 Tudem =18 adeti çevirildi) ama daha çevirilmeyen kitaplar var.

Ek olarak Terry Pratchett'ın Diskdünya dışında yazdığı Johnny Serisini (Dost yayınları tarafından çevirildi ve 3 kitap) ve Neil Gaiman'la beraber yazdığı "Good Omens" (Salyangoz Yayınları tarafından "Bir Kıyamet Komedisi" olarak çevirilmiş) Türkçe'ye çevrilmiş olan tavsiye edebileceğim kitapları.

Farklı tarzı ve hayat görüşüyle sıradan ve belli formülleri izleyen kitaplar yazmaktan çok uzak olan Terry Pratchett'ı saygıyla anıyoruz.
--
Tutku Tuzlu
Tt "The pen is mightier than the sword ... if the sword is very short, and the pen is very sharp."
--

PS: Kendisi 12 Mart 2015'te uzun süredir mücadele ettiği Alzheimer sebebiyle hayatını kaybetmiştir. Kendisinin ölümünden sonra asistanı twitter hesabından şu tweeti atmıştır;

"AT LAST, SIR TERRY, WE MUST WALK TOGETHER.

Terry took Death's arm and followed him through the doors and on to the black desert under the endless night.

The End."